Türk tekelci burjuvazisi ve onun devleti Suriye’de ne istiyor? Suriye'deki Türk devlet politikasını anlamak isteyen her Marksistin sorması ve cevaplandırması gereken ilk soru budur.
Türkiye'nin Petrol Açığı ve Enerji Bağımlılığı
Suriye’de Türk tekelci burjuvazisinin ve onun devletinin en çok iştahını kabartan kaynak bu ülkenin sahip olduğu petrol rezervleridir. Türkiye, enerji ihtiyacının büyük bölümünü ithalatla karşılayan bir ülkedir. 2022 yılında 96,5 milyar dolara ulaşan enerji ithalatı, ülkenin toplam dış ticaret açığının %60’ını oluşturmuştur. Bu açık ise nihayetinde finansal bağımlılığa yol açan en temel etkendir. Enerji talebinin ana kaynağını petrol oluşturmaktadır: 2021 verilerine göre, Türkiye'nin enerji açığının %84’ü doğrudan petrol ithalatından kaynaklanmıştır. (bkz. Türkiye Enerji Dönüşümü Görünümü 2022, shura.org)
Türk sanayisinin yüksek miktarda petrole ihtiyacı vardır. Güncel verilere göre, Türkiye'nin günlük petrol tüketimi yaklaşık 950 bin varildir. (Türkiye günlük kaç varil petrol tüketiyor? Türkiye'nin günlük petrol tüketimi!, haberler.com, 28.10.2024) Güncel yerli petrol üretimi ise 65 bin varil civarındadır. (Cudi Gabar petrol kalitesi nasıl?, Takvim gazetesi, 4.5.2023) Bu durumda, ülkenin günlük petrol ihtiyacının sadece yaklaşık %7'si yerli üretimle karşılanmaktadır.
Suriye’nin Petrolü ve “teröristler”
Peki Suriye’de önemli miktarda petrol kaynağı var mıdır?
Hükümete yakın yorumcular Türkiye'nin sözümona "Suriye petrollerinde hiç gözü olmadığı”nın kanıtı olarak zaten bu ülkenin petrol kaynaklarının ancak Suriye için önemli olduğunu, muhtemelen Suriye'nin halihazırdaki kendi sınırlı tüketimini bile karşılayacak düzeyde olmadığını, bu ülkenin uluslararası önem arz eden boyutta bir rezerve sahip olmadığını iddia etmektedir. Fakat gerçek durum pek de öyle değildir.
Türkiye Enerji Stratejileri ve Politikaları Araştırma Merkezi (TESPAM) tarafından Aralık 2024’te yayınlanan “Suriye’de Güncel Gelişmeler Işığında Yeni Dinamikler ve Enerji Kaldıracı” başlıklı rapora göre, Suriye'nin petrol üretimi önemli ölçüde düşüş göstermiştir: İç savaştan önce (2008-2010) ortalama 400 bin varil olan günlük üretim, 2015 yılında 25 bin varile kadar gerilemiştir.
Suriye'nin ispatlanmış petrol rezervlerinin yaklaşık 7 milyar varil düzeyinde olduğu tahmin edilmektedir. Ancak bu rezervlerin %80’i PYD tarafından kontrol edilmektedir. Konuya ilişkin olarak TESPAM Başkanı Oğuzhan Akyener, Anadolu Ajansı’na verdiği demeçte şu ifadelere yer vermiştir:
“Ülkenin petrol potansiyelini değerlendirebilmek için, sahaların %80’ini elinde tutan terör örgütlerinin bölgeden çıkarılması gerekmektedir.”
Bu sahalar “terörden temizlendikten sonra”, diye devam ediyor Akyener, “bölgede ruhsatların belli şirketlerle paylaşılarak, o şirketlerin operatörlüğünde üretime alınması gerekiyor.”
Akyener devam ediyor: “Bu süreç sonrasında ihracat rotalarının Türkiye üzerinden yürütülmesi durumunda büyük yatırımlara ihtiyaç duymadan günlük petrol üretimi 150-200 bin varile ulaşabilir. …Yeni sahaların üretime alınmasıyla önümüzdeki 5 yıl içinde Suriye'nin 1 milyon varil günlük üretim potansiyeline erişebileceğini tahmin ediyoruz.”
Görüldüğü gibi, petrol kaynaklarının önemli bir bölümünün bulunduğu bölgeleri kontrol ettiği ve bu kaynakları yok pahasına Türkiye’ye peşkeş çekmediği sürece YPG, Türk tekelci burjuvazisi ve devleti gözünde “terörist” olarak kalmak zorundadır.
ABD’nin önde gelen düşünce kuruluşlarından biri olan Atlantic Council’in internet sitesinde yayınlanan bir makalede şöyle deniyor:
“TPAO ve BOTAŞ gibi Türk enerji şirketleri, Suriye’de petrol ve doğal gaz arama-üretim faaliyetlerinde gelecekte öncü rol üstlenecek şekilde konumlandırılıyor. Aynı şekilde, bu şirketlerin Suriye’nin elektrik sektöründe de etkin bir paydaş olması bekleniyor. Azerbaycan da bölgedeki enerji projelerinde Türkiye ile yakın iş birliği içinde hareket edecek bir aktör olarak öne çıkıyor. Zira Azerbaycan, şu ana kadar Suriye’ye yakıt tedariki de dâhil olmak üzere önemli yardımlarda bulunmuştur. Türkiye ile stratejik ittifakı göz önüne alındığında, Azerbaycan’ın enerji tedariki ve altyapı geliştirme süreçlerinde Türk hükümeti ve şirketleriyle ortaklaşa çalışması muhtemeldir. Bunun yanı sıra, iç savaştan önce Suriye’de faaliyet gösteren Total ve Shell gibi küresel enerji devleri, bölgedeki arama-üretim faaliyetlerine yeniden erişim konusunda avantaj elde edeceklerdir.” (Brenda Shaffer, Suriye'nin enerji sektörü ve bunun istikrar ve bölgesel gelişmeler üzerindeki etkisi, 17.01.2025, atlanticcouncil.org)
Azerbaycan-Türkiye iş birliği denildiğinde akla ilk gelen şirket SOCAR’dır. Türkiye’de halihazırda önemli yatırımları bulunan Azerbaycan devlet petrol şirketi SOCAR, Suriye’de enerji altyapısının geliştirilmesi amacıyla Türk şirketleriyle ortak projeler yürütebilir. Bu iş birliği kapsamında enerji santralleri, boru hatları ve dağıtım şebekelerinin inşası veya rehabilitasyonu gibi faaliyetler öngörülebilir.
Makalede dikkat çeken nokta ise, Suriye petrolünün paylaşımı söz konusu olduğunda Türk şirketlerinin, Total ve Shell gibi küresel enerji devleriyle aynı bağlamda anılmasıdır.
Türkiye- Suriye Deniz Yetki Anlaşması, Türk emperyalizminin Doğu Akdeniz’de kazandığı yeni bir mevzi
Petrol kavgasının denizdeki cephesine geçelim.
Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, 24 Aralık 2024 tarihinde Türkiye ve Suriye arasında bir deniz yetki anlaşmasının imzalanmasının gündemde olduğunu açıkladı. (TRT Haber)
Anlaşma, iki ülkenin Akdeniz'deki kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölge sınırlarını belirleyecek. Türkiye, benzer bir anlaşmayı 27 Kasım 2019’da Libya ile imzalamış, bu iki ülke aralarında, Yunanistan’ın Girit Adası yakınından geçen yaklaşık 30 km uzunluğunda bir sınıra sahip olduklarını ilan etmişlerdi.
2000’lerden sonra Doğu Akdeniz’de keşfedilen dört önemli hidrokarbon yatağı, Akdeniz’e kıyıları olan devletler arasında deniz yetki alanlarının paylaşımı sorununu gündeme getirmiştir. Her devlet, azami miktarda deniz yetki alanı elde etmeye çalışmıştır. Kıbrıs Cumhuriyeti, 2003’ten itibaren Mısır, Lübnan ve İsrail ile deniz yetki alanı sınırlandırma antlaşmaları imzalamış, Türkiye ise henüz münhasır ekonomik bölge ilan etmemiş olsa da kıta sahanlığı sayesinde geniş bir alanda münhasır hak sahibi olduğunu savunmaktadır.
Şimdi Türkiye, Esad döneminde imzalayamadığı bu anlaşmayı, HTŞ’ye uzun süreden beri verdiği destek ve şimdi iktidara gelen bu örgütün yöneticileri ile geliştirdiği sıkı bağlar sayesinde imzalama fırsatı elde etmiştir.
Türk emperyalizmi, Esad’ın düşmesiyle birlikte “50 trilyon ABD dolarından fazla petrol ve doğal gaz bulunan” Doğu Akdeniz'deki kavgada bir mevzi elde etmiştir. (Maritime Disputes in the Eastern Mediterranean: The Way Forward, 11 Ocak, 2025, brookings.edu)
“Katar-Türkiye Doğal Gaz Boru Hattı Projesi” yeniden gündeme geldi
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, 10 Aralık’ta, yani Esad’ın düşüşünden sadece iki gün sonra, Katar-Türkiye Doğal Gaz Boru Hattı Projesini yeniden gündeme getirdi.
10 milyar dolarlık bir yatırım gerektiren bu proje, Katar gazının Suudi Arabistan, Ürdün, Suriye ve Türkiye üzerinden Avrupa’ya ulaştırılmasını hedefliyor.
Katar-Türkiye Doğal Gaz Boru Hattı Projesi ilk olarak 2009 yılında önerilmişti. Ancak, o dönemde Esad -Avrupa’nın kendisine bağımlılığının devam etmesini isteyen Rusya’nın da baskısıyla- projeyi reddetmişti.
“Türkiye, TANAP ve TürkAkım gibi başlıca boru hatlarına ev sahipliği yaptığı göz önüne alındığında Katar-Türkiye boru hattının da Türkiye'nin küresel enerji piyasalarındaki önemini daha da pekiştireceği çıkarımı yapılabilir.” (Bekir Caner Şafak, Katar-Türkiye Doğalgaz Boru Pattı Projesinin Canlandırılması, Avrasya İncelemeleri Merkezi, 25.12.2024)
Suriye’yle ticaret artıyor
Türkiye-Suriye Serbest Ticaret Anlaşması (STA), iç savaş nedeniyle 2011 yılında askıya alınmıştı. 24 Ocak 2025 tarihinde Türk ve Suriyeli yetkililer STA'nın modernizasyonu için müzakerelerin yeniden başladığını, ticaretin önündeki engellerin kaldırılmasının ve gümrük vergilerinin uyumlaştırılmasının hedeflendiğini açıkladılar. (Anadolu Ajansı, 24.1.2025)
Ama bu anlaşma yeniden yürürlüğe girmeden önce dahi, iki ülke arasındaki ticaret Aralık 2024’te %20, Ocak 2025’te %38 arttı, 2.2 milyar dolar seviyesine ulaştı. Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) bünyesindeki Türkiye-Suriye İş Konseyi Başkanı İbrahim Fuat Özçörekçi ise, Türkiye'nin orta vadede ikili ticarette 10 milyar dolara ulaşmayı hedeflediğini söyledi. (Daily Sabah, 5.2.2025)
Esad düşüyor, ertesi gün çimento şirketlerinin hisseleri fırlıyor!
Suriye’nin yeniden inşası gündemde. Komşu ülkede bir iktidar değişikliği oluyor ve “nedense” Türk firmalarının borsadaki değerleri artıyor. Esad’ın 8 Aralık’ta Suriye’yi terk etmesinden ve HTŞ’nin Şam’a girmesinden sadece bir gün sonra Türk çimento şirketlerinin borsadaki hisse senetleri patlama yaptı:
“Suriye’de Beşar Esad hükümetinin düşmesiyle birlikte, Borsa İstanbul’daki çimento ve inşaat sektörü hisselerinde güçlü yükselişler kaydedildi. Özellikle Uşak Çimento (USAK), İskenderun Demir ve Çelik (ISDMR), Lüleburgaz Çimento (LMKDC), Cimbeton (CMBTN) ve Nuh Çimento (NUHCM) gibi hisselerde dikkat çeken artışlar görüldü.” (Dünya Gazetesi. 9.12.2024)
Burjuva basın, Suriye pazarının boyutuna ilişkin tahminlerini paylaşmaya başladı:
“Sadece inşaat sektöründe Türk firmalarının Suriye'deki projelerden alacağı payın, ilk yılda 3 milyar dolar, 5 yılın sonunda ise 40 milyar dolarlık bir toplam hacme dönüşmesi bekleniyor. Analizlerde, Suriye'nin yenilenmesi süreci ve ticaret koridorunun açılmasının Türkiye'ye etkisinin 100 milyar doların üzerine çıkacağı vurgulanıyor.” (Sabah, 10.12.2024)
Nitekim rejim yıkıldıktan sonra geçen iki ayda Türkiye’nin Suriye’ye çimento ihracatı %73 arttı. (Daily Sabah, 5.2.2025)
Hicaz Demiryolu bu defa Türk emperyalizminin hizmetinde
Türk devletinin “Suriye’nin yeniden inşası” planı içinde “Hicaz Demiryolu” projesi dikkat çekiyor. Ulaştırma Bakanı Abdülkadir Uraloğlu, Türkiye'nin Suriye'deki tarihî Hicaz Demiryolu'nun bazı bölümlerini restore ederek Türk demiryolu hatlarını Şam'a yeniden bağlayacağını açıkladı.
Bilindiği gibi tarihi Hicaz Demiryolu 1904 yılında, Alman emperyalizminin Osmanlı İmparatorluğu’na girişini hızlandırmak amacıyla inşa edilmeye başlamıştı:
“1904 yılında Alman mühendisler Şam'dan ‘İslam'ın kutsal şehirleri’ olan Mekke ve Medine'ye uzanan Hicaz demiryolunun inşasına başladılar. Bu yol bir vakıf olarak kabul edildi ve dünyanın dört bir yanındaki Müslümanlardan toplanan bağışlarla ‘hacılar için’ inşa edildi. Aslında bu yol, Alman emperyalizminin Arabistan ve Kızıldeniz'deki konumunu güçlendiriyordu.” (SSCB Bilimler Akademisi Tarih Enstitüsü, Sömürge ve Bağımlı Ülkelerin Yeni Tarihi, s. 614)
124 yıl sonra, Hicaz Demiryolunun Türk emperyalizminin Suriye’ye girişini hızlandırması planlanıyor.
Patron örgütleri Suriye’yi ucuz işgücü kaynağı olarak görüyor
TÜSİAD’ın daha küçük kapitalistleri örgütlemek için kurduğu Türk İş Dünyası Konfederasyonu (TÜRKONFED) ve Türkiye’de bir milyon işçiyi sömüren 13 bin adet şirketi temsil eden Anadolu Aslanları İş Adamları Derneği (ASKON) başkanları Suriye’deki yeni durumun kendileri için iyi bir “fırsat” olduğunu vurguladılar. TÜRKONFED Yönetim Kurulu Başkanı Süleyman Sönmez, konuya ilişkin yaptığı açıklamada “Suriyelilerin gidişinden kaynaklanacak muhtemel iş gücü açığını rahatlıkla çözebileceğimize inanıyorum" diyerek Suriye’ye yapılacak yatırımlar sayesinde, ucuz iş gücünü “kaynağında” bulacağını ima ediyordu.(“Suriye Türkiye'deki iş dünyasının gündeminde: Yeni iş fırsatları yaratabilir”,10.12.2024, apara.com.tr)
Tekstil patronları da ellerini ovuşturmaya başladılar. Onlar, özellikle 2022 ve 2023 yıllarında Mısır’da ucuz işgücü avına çıkmış, orada ayda 100-150 dolara işçi çalıştırmaya başlamış, Mısır’ın Türkiye'ninkinin yaklaşık yarısına denk gelen düşük enerji maliyetlerinden ve bu ülkenin ABD, Avrupa Birliği, Güney Amerika ve Afrika ülkeleriyle gümrüksüz ticaret anlaşmalarından yararlanmaya başlamıştı.
Böylece Suriye, onlar için iyi bir “alternatif” haline gelmiş oldu. İstanbul Tekstil ve Hammaddeleri İhracatçıları Birliği (İTHİB) Başkanı Ahmet Öksüz şunları söyledi: “...orada [Suriye'de] birtakım üretim tesisleri kurmak bizim çok menfaatimize olacak. …"Biz Suriyeli’ye orada iş imkanı niye vermeyelim? Mısır'a gideceğimize niye Suriye'ye gitmiyoruz? Suriye, Türkiye'ye yakınlığıyla lojistik olarak da çok avantajlı. Suriye tarafında, Türkiye'ye yakın olan bölgede emek yoğun sektörlerde bir üretim başlatabilirsek Türkiye bunu avantaja çevirmiş olur. Önümüzdeki süreçte Türkiye'de iş gücü bulmak daha da zorlaşacak. Maliyetler daha da artacak. Bunu en azından böyle tolere edebiliriz. Bu Suriyelilerin istihdamı açısından hem de Türkiye'nin üretimine katkı açısından çok faydalı olur." (“Türk tekstil ve perakende sektörü Suriye'de istihdam ve üretime katkı vermek istiyor”, 22.11.2024, aa.com.tr)
"Aslan" sosyal-demokrasimiz emperyalizmin hizmetinde
Majestelerinin muhalefetinin resmi önderi, CHP Genel Başkanı Özgür Özel, 12 Aralık’ta “Suriye’nin toprak bütünlüğü, istikrarı sağlanmadan kimse ‘Türkiye de buradan çeksin gitsin’ diyemez" açıklamasını yaparak Suriye’nin işgaline açık destek vermişti (“Özgür Özel: Suriye’nin toprak bütünlüğü sağlanmadan kimse 'Türkiye buradan gitsin' diyemez”,12.12.2024, birgun.net)
Ama asıl dikkat çekici olan, Özgür Özel’in patronların açıklamalarını bire bir tekrarlamış olmasıdır:
“Türkiye’de fason tekstil üreticilerinin teker teker Mısır’a, “Türkî cumhuriyetler”e hatta Kuzey Afrika’ya taşındığını biliyoruz. Türkiye’de bazılarının Suriyelilerin ucuz işgücü olarak çalıştırılmasının kayıt dışında da olsa bazı sektörleri ayakta tuttuğunu ifade ettiklerini biliyoruz. Onun için Mısır’a değil, Kuzey Afrika’ya değil; eğer taşınacaksa fabrikalar Suriye’ye taşınmasını, Türkiye sınırına yakın yerlerde çok sayıda Suriyeli’nin istihdam edilebileceği hem sektörün çok uzak coğrafyalara gitmesi, yeni maliyetlere katlanması, yeni zorluklara katlanması yerine Türkiye’nin yanı başında Suriyeli çalıştıracaklarsa, [bunları] Suriye’de çalıştıracakları şekilde bir planlamayı Türkiye’nin önüne koymayı, bu noktadaki çok ciddi teşvik mekanizmalarının harekete geçirilmesi gerektiğini düşünüyoruz.” (“CHP PM, Suriye gündemiyle toplandı, 17.12.2024, ankahaber.net)
Pek “demokrat” ve “laik” bir siyasetçi olan Özel, Türk patronlarına Suriyelileri sömüreceklerse cihatçıların yardımıyla ele geçirilen ve kontrol edilen bölgelerde sömürmelerini salık vermektedir.
“1960’larda Türkiye ve Almanya nasıl bir iş birliği sürecine girdiyse, şimdi Suriye ve Türkiye arasında benzer bir işbirliği mekanizması kuralım”
Patronların istekleri yerine geliyor, Suriye sınırına Türkiye'nin en büyük OSB'si inşa ediliyor
“Polateli Şahin Bey Organize Sanayi Bölgesi Suriye sınırının hemen yanı başında 13.000 dönümlük alanda inşa ediliyor. Suriye değişen yönetimle beraber cazibe merkezi haline geldi OSB. Bölgedeki ekonomik hareketliliğe de yön verecek. Beklenti bu yönde. 5 yıl içinde yatırımcıların %50'sinin faaliyete geçeceği OSB'de 200.000 kişinin istihdamı hedefleniyor. Suriye sınırında kurulan bir sanayi alanı. 13.000 dönümlük alana sahip iki komşu il tarafından ortaklaşa yapılan ilk sanayi bölgesi. Türkiye'nin en küçük ilçesinde kurulan Kilis Polateli Şahinbey Organize Sanayi Bölgesi sınırın sıfır noktasında yükseliyor. Fay hattından uzak, tarımsal alan kullanılmadan taşlık alana inşa edilen Kilis Polateli Şahin Bey Organize Sanayi Bölgesinde çalışmalar hız kesmeden devam ediyor. Organize Sanayi Bölgesi Bölge Müdürü Abdülkadir Tanrıaşıkı Suriye'deki rejim değişikliği ile bölgede organize sanayi bölgesinin cazibesinin arttığını söyledi:
‘Suriye'de değişen yönetimle beraber buradaki bizim cazibemiz çok daha arttı. İltiği her şeye ihtiyacı var. Suriye Öncüpar kapısına yine mesafemiz 20 km. Gelecekteki yatırımlar için buradaki yatırımcının Öncüpınar kapısının kullanması burayı avantajlı kılıyor. Bölge lojistik bakımından önemli bir konumda yer alıyor. Bölgemizin en büyük avantajlarından biri Gaziantep ve Kilise 20 km mesafede olması, açılacak Amanos tünelleriyle beraber İskenderun limanı 87 km'ye düşmesi, bölgedeki taşımacılığın kolaylaşmasına ve maliyetin düşmesine çok büyük etki edecek.’
Türkiye'nin tek seferde imara açılan en büyük organize sanayi bölgesinde altyapı çalışmalarının %75'i tamamlandı. Çalışmaların yıl sonunda bitmesi hedefleniyor. Yatırımlarsa sanayicilerin destekleriyle sağlanıyor. Bizim yatırımlarımızın tamamı sanayicilerimizin bize vermiş olduğu peşinat ve taksit ödemeleriyle destekle yürütülüyor. Organize sanayi bölgesinde üretim yapmak için başvuran sanayicilerin %50'sinin 5 yıl içerisinde faaliyete geçmesi bekleniyor. Ve istihdam hedefi ilk kurguda bu 13 milyon metrekarelik alanda 30.000 istihdam planlanıyor ve toplam hedef 200.000 kişi istihdamı var. Şimdi bu kadar yüksek istihdamın tabii iskan edilmesi de çok önemli bir hale geliyor.'" (Habertürk Tv, 25 Mayıs 2025, https://x.com/HaberturkTV/status/1926397925099245876, https://www.youtube.com/watch?v=5uRazz-OTIA)
Savaş erkek sayısını azalttı ama merak etmeyin sömürebileceğiniz çok kadın işçi var!
Ekonomim Gazetesi yazarı Güven Sak Suriye’ye yaptığı geziden ilginç gözlemlerle gelmiş:
“Suriyelilerin kurduğu Türk firmalarının yüzde 58’i, genel Türk firmalarının ise yüzde 24’ü tedarik zincirlerini Suriye’ye doğru uzatmayı düşünüyordu. Özellikle ihracat yapan şirketler açısından bakıldığında ana neden Suriye’de işgücü maliyetlerinin düşüklüğüydü. Aynı konuyu, TOBB Başkanı Sayın Rifat Hisarcıklıoğlu’nu kabulünde Suriye Devlet Başkanı Sayın Ahmet El Şaraa da dile getirmişti bu arada.
…Daha sonra ben “1960’larda Türkiye ve Almanya nasıl bir iş birliği sürecine girdiyse, şimdi Suriye ve Türkiye arasında benzer bir işbirliği mekanizması kuralım, siz nasıl Almanlardan öğrendiyseniz biz de Türkiye’den öğrenelim” dendiğine şahit oldum.
“Nasıl Türkiye bugün Alman değer zincirlerinin parçası olduysa Suriye’de yarın…” Emek yoğun sektörler kapasite inşası açısından güzel bir başlangıç noktası olabilir, Suriye’de değer zincirleri inşasında.
İkincisi, tedarik zincirlerini Suriye’ye doğru uzatmaya istekli firmaların ilk sorusu, “peki, 15 yıl süren bir iç savaştan sonra beceri sahibi bir işgücü bulmak mümkün mü?” oldu. Şam’da o nedenle ilk duraklardan biri benim için Çalışma Bakanlığı’ydı.
Tekstil ve hazır giyimde özellikle kadın istihdamı odaklı bir stratejinin daha kolaylıkla mümkün olabileceği ortada. Malum 15 yıllık iç savaş özellikle ülkenin erkek nüfusunu son derece olumsuz etkiledi ve nüfus piramidinin çalışma çağındaki erkekler bölümünü eritti. Şimdi Suriye’de hızlı ekonomik toparlanma, kadın istihdamının önemini artırıyor.” (Güven Sak, “Suriye sıçramaya hazır”, 3.11.2025, Ekonomim Gazetesi, s. 9)
Fabrikaları çalıştırmak için enerji gerek
İç savaş Suriye’nin enerji altyapısını büyük ölçüde yok ettiği için fabrika cehennemini çalıştıracak enerjiyi sağlamak Türk tekelci burjuvazisi için çok önemlidir.
6.11.2025 tarihinde Anadolu Ajansında çıkan habere göre:
“Türkiye, Katar ve ABD'den şirketlerin oluşturduğu konsorsiyum, Suriye Enerji Bakanlığı ile bugün imzalanan nihai anlaşmayla 7 milyar dolarlık enerji yatırımında uygulama aşamasına geçti.
…Proje kapsamında toplam 5 bin megavat kurulu güce ulaşacak 4 doğal gaz kombine çevrim santrali ve 1 güneş enerjisi santrali inşa edilecek. Suriye'nin Kuzey Halep, Zayzoun, Deyr ez-Zor ve Mehardeh bölgelerinde yer alacak doğal gaz santralleri 4 bin megavat, Wedian Alrabee ve Deyr ez-Zor'da kurulacak güneş enerjisi santrali ise 1000 megavat kapasiteye sahip olacak.
…İstikrarlı elektrik arzı sayesinde sanayi tesislerinin tam kapasite çalışması hedeflenirken, yeni tarım, sanayi ve ticaret yatırımlarının önü açılacak.” (“Suriye'nin enerji sektörüne 7 milyar dolarlık yatırımda uygulama aşamasına geçildi”, 6.11.2025, aa.com.tr)
Yukarıda kast edilen Türk şirketleri Kalyon ve Cengiz’dir.
(devam edecek…)