“...‘Fransa -diye yazıyordu Engels "Onsekizinci Brumaire"in üçüncü baskısına önsözde- tarihsel sınıf mücadelelerinin başka yerlerde olduğundan daha çok, her seferinde kesin sonuca kadar yürütüldüğü, içinde hareket ettikleri ve sonuçlarının özetlendiği değişik politik biçimlerin en keskin hatlarla belirlendiği ülkedir. Ortaçağda feodalizmin merkezi, Rönesans'tan bu yana yekpare zümresel monarşinin örnek ülkesi Fransa, büyük devrim sırasında feodalizmi yerle bir etti ve başka hiçbir Avrupa ülkesinde olmayan bir klasiklikle burjuvazinin saf egemenliğini kurdu. Ve yükselmeye çalışan proletaryanın egemen burjuvaziye karşı mücadelesi de burada başka yerlerde bilinmeyen keskin bir biçimde ortaya çıkar.’
1871'den bu yana Fransız proletaryasının devrimci mücadelesinde bir kesinti ortaya çıktığı ölçüde, son ifade eskimiştir, bununla birlikte bu kesinti, ne kadar sürerse sürsün, gelecek proleter devrimde Fransa'nın, tayin edici sonuca kadar sınıf mücadelesinin klasik ülkesi olduğunu kanıtlama olasılığını asla dışlamaz.” (Lenin, Devlet ve Devrim, İnter Yay., s. 43)
Fransa'da resmî emeklilik yaşını kademeli olarak 64'e yükselten ve tam emeklilik için ödenmesi gereken prim tutarlarını arttıran yeni bir yasa, ülke genelinde haftalar boyunca milyonlarca kişinin katıldığı öfkeli protestoların ve grevlerin fitilini ateşledi.
