13 Mart 2023 Pazartesi

Reformistler ve anarşistler işçi hareketinin gelişmesini nasıl engellerler? (Lenin'den)

"... Marksizmi anlamayan ve modern işçi hareketini anlamayan burjuva ideologları, liberaller ve demokratlar, sürekli olarak bir beyhude aşırı uçtan diğerine zıplayıp dururlar. Bazen bütün sorunu kötü niyetli kişilerin sınıfı sınıfa karşı "kışkırtmaları" ile açıklamaya çalışırlar, bir başka zaman da işçi partisinin "barışçıl bir reform partisi" olduğu fikriyle kendilerini avutmaya çalışırlar. Hem anarko-sendikalizm hem de reformizm, bu burjuva dünya görüşünün ve etkisinin doğrudan bir ürünü olarak görülmelidir. Bunlar işçi hareketinin sadece bir yönünü ele alırlar, bu tek yanlılığı bir teori düzeyine yükseltirler ve bu hareketin belirli bir dönemin, işçi sınıfı faaliyetinin belli koşullarının özgül özelliği olan eğilimlerini veya özelliklerini karşılıklı olarak dışlarlar. Ama gerçek hayat, gerçek tarih, bu farklı eğilimlerin tümünü kapsar, tıpkı doğadaki yaşam ve gelişimin hem yavaş evrimi hem de hızlı sıçramaları, süreklilikteki kırılmaları içermesi gibi.

Revizyonistler, "sıçramalar" ve işçi sınıfı hareketinin ilkesel olarak eski toplumun bütününe uzlaşmaz karşıtlık içinde olduğu hakkındaki tüm argümanları laf kalabalığı olarak görürler. Reformları ise sosyalizmin kısmen gerçekleşmesi olarak görürler. Anarko-sendikalistler de "küçük işler"i, özellikle parlamenter platformun kullanımını reddederler. Uygulamada, ikincilerin taktikleri, "büyük günleri" pasifçe beklemek ve büyük olayları yaratan güçleri bir araya getirememek anlamına gelir. Her iki akım da en önemli ve en acil olan şeye, yani işçileri, her koşulda iyi çalışabilen, sınıf ruhuyla yoğrulmuş, kendi hedeflerini gerçekten kavramış olan ve hakiki Marksist dünya görüşü ile eğitilmiş, büyük, güçlü ve düzgün işleyebilen örgütlerde birleştirmeye engel olurlar." (Lenin, Avrupa İşçi Hareketi İçindeki Farklılıklar, çeviri bize aittir - İSK.

1 Mart 2023 Çarşamba

“ABD’nin Çernobili”nin nedeni “liyakatsizlik” mi, kapitalizm mi?

3 Şubat’ta ABD'nin Ohio eyaletindeki East Palestine kasabasında zehirli kimyasal madde taşıyan 150 vagonlu trenin 50 vagonunun raydan çıkmasının ardından patlamalar meydana geldi. Patlamalar sonrası yüksek miktarda zehirli kimyasal çevreye yayıldı. Bu olay potansiyel olarak Çernobil boyutunda bir felakete yol açabileceği için ABD basınında "ABD'nin Çernobil'i" olarak anılıyor.

Türkiye’deki burjuva muhalefet ve onun kuyrukçusu küçük-burjuva sol Maraş depremlerinden sonra tüm sorunun dincilikten kaynaklanan “bilim ve akıl yoksunluğu” ve “liyakatsizlikten” (bkz. Aydemir Güler) kaynaklandığını defalarca dile getirdi.

Halbuki bizdeki depremlerden daha birkaç gün önce, kapitalist gelişmişlik düzeyi açısından bizden çok daha ileride olan, “bilim ve akıl yoksunluğu” ve “liyakatsizlik” sorunu olduğuna dair pek bir eleştiri görmediğimiz, burjuva muhalefetin başı olan Kemal Kılıçdaroğlu’nun en son bilimsel ve teknolojik gelişmeleri “yerinde” görmek üzere ziyaret ettiği, önde gelen burjuva bilim adamlarımızın en zeki ve çalışkan olanların en iyi görevlere getirildiğini söyledikleri ABD’de bir tren kazasından sonra ortaya çıkan devasa boyuttaki bu çevresel felaket, tüm doğal ve çevresel afetlerde kitlelerin ödediği faturanın asıl nedeninin “bilim ve akıl yoksunluğu” ve “liyakatsizlik” değil, kapitalizm olduğunu gösteren bir ders niteliğindeydi.

Kazadan hemen sonra, kazanın meydana geldiği yaklaşık 4 bin 700 nüfuslu East Palestine kasabasında yaşayanlar bir süreliğine tahliye edildi.

Ohio Valiliği’nin bu felaketi olduğundan küçük göstermeye çalıştı. New York Post gazetesi trenin taşıdığı zehirli kimyasalların miktarının, açıklananın çok üzerinde olduğunu yazdı.

Devlet yetkilileri ayrıca olayla ilgili ayrıntıları mümkün olduğunca saklamaya çalıştılar. İşi Ohio Valisi’nin olaya ilişkin basın açıklamasını takip eden bir muhabirin polis tarafından gözaltına alınmasına kadar vardırdılar.

Kasaba halkı ise yetkililerin açıklamalarına inanmadıklarını belirttiler.

Yetkililerin bu paniğine ve ABD halkının onlara duyduğu bu güvensizliğe şaşırmamak gerekir çünkü bu “kaza” da kapitalizmde gördüğümüz hemen her “kaza” ve “felaket”te olduğu gibi göz göre göre, “geliyorum” diyerek gelmişti.

Bu “kaza”ya aslında kapitalist tekellerin azami kâr elde etme hırsı yol açmıştı. ABD devleti, demiryolu tekellerinin yaptığı lobi sonucu yakın zamanda tarihi önemdeki bir grevi yasakladı. Bu grevin talepleri arasında çalışma saatlerinin azaltılması ve bununla bağlantılı olarak demiryolu taşımacılığında daha fazla güvenlik önlemi alınması da vardı. Nitekim ABD devleti tehlikeli kimyevi maddelerin taşınmasına ilişkin düzenlemeleri sürekli olarak baltalamıştır.

2014 yılında Obama yönetimi işçilerin yoğun baskısı sonucunda petrol ve diğer tehlikeli maddeleri taşıyan trenler için güvenlik düzenlemelerinin iyileştirilmesini içeren bir yasa teklifinde bulunmuştu. Bununla birlikte, sektöre hakim olan 6 büyük şirketin “maliyetlerin artacağı” gerekçesiyle yaptıkları itiraz sonucunda bu “iyileştirme” kuşa çevrilmiş, “tehlikeli madde” tanımı sadece ham petrolle sınırlanmış, yeni düzenleme, son yaşanan felakette yer alan kimyasallar da dahil olmak üzere diğer birçok yanıcı maddeyi taşıyan trenleri muaf tutmuştu.

Şaşırtıcı bir biçimde ABD’deki trenlerin büyük çoğunluğu, ilk olarak 1868'de geliştirilen bir fren sistemini kullanıyor. Bu sistemin yerine Elektronik Kontrollü Pnömatik frenler olarak bilinen yeni bir teknolojinin zorunlu hale getirilmesi de benzer şekilde demiryolu taşımacılığı tekelleri tarafından önlendi. Bu şirketler lobi faaliyetlerine milyonlarca dolar harcayıp senatörleri satın aldı ve son felaketin önüne geçebilecek yeni fren teknolojisinin zorunlu kullanımını engelledi.

Demiryolu işçileri ise, patronların aksine, yıllardır gerekli önlemlerin alınması için yoğun çaba gösteriyorlardı. Geçen yılın Aralık ayında ise, Lokomotif Mühendisleri ve Demiryolu İşçileri Birliği, diğer şeylerin yanı sıra güvenlik önlemlerinin artırılması talebiyle bir grev başlattılar.

Bir demiryolu işçisi çalışma koşullarını şöyle anlatıyordu:

“Yorgunluk, tanıdığım ve birlikte çalıştığım hemen herkeste kronik bir sorun. Bunun ölümcül bir sorun haline gelmemesi için çabalıyoruz. Yorgunlukla, bitkinlikle, pandemiyle mücadele ediyoruz ve nefes alma şansımız bile yok.”

Patronların bir demiryolu işçisini maksimum çalıştırma süresi 12 saatle sınırlanmıştır ama işçiler, evden uzaktayken bir otele veya terminale gitmenin genellikle birkaç saat aldığını ve bunun da dinlenme saatlerinden düştüğünü belirtiyorlardı.

Ama, “çılgın ve keyfi hareket eden” Trump’un yerine gelen “aklı selim sahibi, liyakate önem veren” Başkan Joe Biden 2 Aralık 2022 tarihinde 115 bin işçinin katılacağı bu grevi yasaklayan kararnameye imza attı. Ona göre grevin sırası değildi. Ukrayna savaşının başlamasıyla enflasyonun fırladığı bir zamanda “ABD ekonomisinin felç edilmesine” izin verilemezdi.

Sendika bürokratlarının da işçileri satarak bu karara usluca boyun eğmesinin ardından tekellerin istediği koşullarda “normal hayata” dönüldü.

Bundan sonrasını tahmin edebileceğiniz gibidir. Uzun saatler çalışan, yorgun işçilerle, 19. yüzyıla ait bir fren teknolojisi kullanarak son derece zehirli maddelerin taşınması sonucunda gerçekleşen, üretimin rasyonel olarak düzenlendiği bir sistemde kolayca önlenebilecek ama kapitalist üretim anarşisinde kaçınılmaz hale gelen yeni bir "felaket" daha.

Görüldüğü gibi, ortada ne dincilikten kaynaklanan bir “bilim ve akıl yoksunluğu” ne de “liyakatsizlik” vardır. Teknolojinin, özellikle de ABD gibi en gelişmiş ülkelerdeki teknolojinin günümüzdeki gelişmişlik düzeyi bu tür kazaların önüne geçmeye fazlasıyla yeterlidir. Bu tür kazalara kapitalistlerin azami kâr hırsı yol açmaktadır.

Kapitalizmin bu iflah olmaz çelişkisinin en iyi açıklamasını Stalin'i şu sözleri veriyor:

“Kapitalizmde tekniğin fırtınalı gelişimini kanıtlayan, kapitalistlerin, ileri tekniğin bayraktarı olarak, üretim tekniğinin gelişimi alanında devrimciler olarak sahneye çıktıkları kapitalizmin tarihine ve pratiğine ait olguları herkes bilir. Ama kapitalizmde teknik gelişimin engellendiğini kanıtlayan, kapitalistlerin yeni tekniğin gelişimi alanında gericiler olarak sahneye çıktıkları ve sıkça el emeğine başvurdukları başka türden olgular da bilinmektedir.

Bu apaçık çelişki neyle açıklanabilir? Yalnızca modern kapitalizmin ekonomik temel yasasıyla, yani azami kâr sağlama zorunluluğuyla açıklanabilir. Kapitalizm, eğer kendisine en yüksek kârı vaat ediyorsa yeni teknikten yanadır. Kapitalizm, eğer yeni teknik ona artık en yüksek kâr vaat etmiyorsa yeni tekniğe karşıdır ve el emeğine geçilmesinden yanadır.”
(Stalin, SSCB’de Sosyalizmin Ekonomik Sorunları, Eserler, c. 16, İnter Yayınları, s. 314)

İşçi Sınıfının Kurtuluşu

24 Şubat 2023 Cuma

Ukrayna'da emperyalist yağma ve soykırım savaşın birinci yılında artarak devam ediyor

 "... Rus hükümeti bir konuda Avrupalı meslektaşlarının gerisinde kalmadı; aynı onlar gibi "kendi" halkını büyük çapta aldatma işini başarıyla gerçekleştirdi. Kitlelere şovenizm bulaştırmak, Çarlık hükümetinin "haklı" bir savaş yürüttüğü, "kardeş Slavları" tarafsızca savunduğu vb. izlenimini yaratmak amacıyla Rusya'da da devasa, canavarca bir yalan ve aldatma makinesi kurulmuştur." (V.İ. Lenin, Sosyalizm ve Savaş, 1915)

Çok keskin "anti-emperyalist" küçük-burjuva “sol” teorisyenler, Rus emperyalizmi söz konusu olduğunda, "sermaye ihracı diğer emperyalist ülkelere göre çok az”, “uluslararası tekelleri yok”, “üretim araçları üretimi yapmıyor”, “saldırı savaşı değil, savunma savaşı veriyor”, “Donetsk halkını neo-nazilerden koruyor” gibi argümanlarla günümüz Rusya'sının emperyalist bir ülke olmadığına dair teoriler uyduradursun, Ukrayna ulusu Rus emperyalizmi tarafından göz göre göre yok ediliyor.

20 Şubat 2023 Pazartesi

The Economist: "Türkiye'deki depremde yoksul bölgeler 3,5 kat daha fazla hasar gördü"

Gelişmiş kapitalist dünyanın en ünlü (ve aynı zamanda en yoksul düşmanı) ekonomi dergilerinden biri olan The Economist'te yayınlanan aşağıdaki yazıyı, bu dergiyi çıkaran militan tekelci kapitalizm savunucularının bile yaşanan depremlerdeki insan kayıplarının temel nedeni konusunda bizim burjuva basınından çok daha gerçeğe sadık olduklarını göstermesi bakımından önemli bulduğumuz için yazının tam bir çevirisini okurlarımızla paylaşma ihtiyacı duyduk. — İşçi Sınıfının Kurtuluşu.

...

Türkiye'deki depremde yoksul bölgeler 3,5 kat daha fazla hasar gördü

The Economist, 16.2.2022

Hayatını kaybedenlerin kaç kişi olduğunun sayımı hâlâ devam ediyor olsa da Türkiye'de 6 Şubat'ta meydana gelen depremlerin 2010'dan bu yana dünyanın en ölümcül doğal afeti olduğu daha şimdiden belli oldu. 

15 Şubat 2023 Çarşamba

Deprem ve Devlet

"Halk baskı altındaysa, kendine kendinden başka bir şey kalmamışsa, ona 'ayaklan' demeyen alçaktır." (Maximilien Robespierre)



Binlerce insan gönüllü olarak arama-kurtarma çalışmalarına katılmak için deprem bölgesine gitti. Devletin umursamazlığı ortaya çıktıkça, "iş başa düştü" düşüncesiyle gönüllü olanların sayısı daha da arttı. Fakat gönüllü olarak yardıma koşan yurttaşlar devlet düzeyinde bir koordinasyon ve önceden yine devlet tarafından yapılmış iyi bir plan olmadan ne kadar az şey yapabileceklerini acı bir şekilde görmek zorunda kaldılar. Şimdi binlerce insanın gönüllü olarak bölgeye koşması yeterli olmadı, demek ki deprem koordinasyonu planlamasını da biz yurttaşlar öğrenmeliyiz ve bir sonraki felakette onu da biz  yapmalıyız, o konuda da iş başa düştü, bunda bile devlete güvenemeyiz diye düşünmeye başlamış durumda. 

12 Şubat 2023 Pazar

"Bir daha aynı şeyleri yaşamamak" için

Herkes "bir daha aynı şeyleri yaşamamak" istiyor ama pekala bir sonraki büyük depremde de birebir aynı manzaraların hatta daha kötülerinin yaşanabileceğini de adı gibi biliyor. Bir daha aynı şeyi yaşamamanın tek yolu vardır, o da proleter devrimdir. Şu anda acil bir önlem olarak ülkenin yönetimini madencilere, işçilere ve tabandan yardımı örgütleyen devrimci ve demokratik kurumlara verin, depremin yaralarını sarmak için mümkün olan en iyi örgütlenmeyi en kısa zamanda kuracaklardır. Ama mevcut Taliban-Nazi koalisyonu değil de, isterse mümkün olan en insaflı, en izan sahibi bir burjuva hükümet başta olsun, halkın her çabası kapitalizm tarafından bin bir şekilde (doymak bilmez kâr hırsıyla, şovenizmle, kapitalistlerin iktidarlarını kaybetme korkularıyla, vb.) sabote edilmeye devam edecektir. Ve ister bir yıl sonra, ister on yıl sonra olsun, diğer yerlerde yaşanacak büyükçe her depremde, üç aşağı beş yukarı aynı korkunç ve dayanılmaz şekilde acı manzaralar yaşanacaktır. 

9 Şubat 2023 Perşembe

Deprem yıkıntıları altında burjuva bilimi

Türkiye’de bilimin popülerleştirilmesinde çok faydalı işler yapan Evrim Ağacı’nın kurucularından genç ve parlak bilim insanı Çağrı Mert Bakırcı fay hatları üzerindeki şehirlerde binaların depreme dayanıklı yapılmadığı, imar barışı adı altında çürük binaların resmileştirildiği, deprem bölgesinde giriş katlarının kolonları kesilip işyerine çevrildiği gibi herkesin bildiği bazı olguları sıraladıktan ve bu koşullarda başka bir sonucun beklenemeyeceğini - haklı olarak - saptadıktan sonra, samimiyetinden kuşku duymadığımız bir öfkeyle şunları soruyor

“... Tam olarak ne kadar süre geçtikten sonra "Tamam, diğer hiçbir şey işe yaramıyor. Artık bilimi dinlemeye hazırız. Bunlar başımıza tekrar gelmesin diye ne gerekiyorsa yapacağız." lafını duyacağız?  Kaç kişinin daha ölmesi gerekiyor bunu duymamız için?

Bu isyanımı bastırmak için kendimi gerçekten zor tutuyorum artık. Yeter… Biz ne zaman akıllanacağız?”

"Biz" yani Türkiye nüfusunun çoğunluğu olan yoksullar "akılsız" değiliz, parasızız, imkanlarımız dar, hiçbir zengin (ayrıca aptal değilse) depreme dayanıksız bir evde yaşamaz, ailesini o evde yaşatmaz. Fakat yoksullar sokakta kalmamak için ucuz nereyi bulursa orada yaşamak zorundadır.