10 Ekim 2019 Perşembe

Bu savaş sadece “Saray’ın savaşı” mı?

TSK'nın "Barış Pınarı Harekatı" adı altında başlattığı işgal harekatı hakkında HDP Genel Merkezinin twitter hesabından yaptığı açıklama şöyle: “Kürt halkının Arap, Türkmen, Süryani, Ermeni ve Ezidi halkları ile birlikte eşitlik ve kardeşlik hukuku içerisinde yaşamaları Türkiye için bir tehdit değil, bir güvencedir. Bu savaş halkların değil Sarayın savaşıdır.”

Pek değerli HDP yöneticisi dostlar: lütfen kendinizi ve halkları kandırmaktan vazgeçin, vazgeçemiyorsanız da en azından şu kritik günlerde biraz mola verin! "Kürt halkının Arap, Türkmen, Süryani, Ermeni ve Ezidi halkları ile birlikte eşitlik ve kardeşlik hukuku içerisinde yaşamaları" ya da buyönde atılan her adım tabii ki Türkiye halkları için kesinlikle bir tehdit değildir, tam tersine çok olumlu bir kazanımdır, ama Türk sermaye devleti için pekâlâ ciddi bir tehdittir.

7 Ekim 2019 Pazartesi

TÜSİAD'dan Türk hükümetinin Suriye'yi kolonizasyon planına tam destek

Küçük burjuva sosyal ve ulusal oportünistlerimize göre barış ve demokrasi taraftarı olan TÜSİAD'ın TC'nin Suriye'ye karşı yürüttüğü emperyalist işgal savaşına bakışı nasıldır? 

Hakkını verelim, hâlâ Türk tekelci burjuvazisinin amaçlarıyla Türk devletinin emperyalist girişimleri arasındaki bağlantıyı kuramayanların, olayı sadece -son günlerde hangi partinin genel başkanı olduğunu bile doğru düzgün hatırlayamayan- Erdoğan'ın planlarıyla ilgili sananların kafalarındaki ampulü yakmak için TÜSİAD elinden geleni yapıyor: 

"... Suriyelilerin ülkelerini terk etmek durumunda kalmaları bir insanlık dramı. Türkiye halkı ve devleti bu konuda son derece fedakar ve kapsayıcı duruş sergiledi. Güvenlik, istihdam, eğitim ve sağlık gibi birçok boyutu olan bir sorunlar yumağı söz konusu. Çözüm araçları da bu duruma uygun olarak her boyutta düşünülmeli.

Bu çerçevede Sayın Cumhurbaşkanı’nın bu İstanbul’da gerçekleştirilen 12. Astana Zirvesi sonrasında tekrar vurguladığı güvenli bölge çözümü kritik öneme sahip. Başta ABD, AB, Rusya ve İran olmak üzere tüm siyasi aktörlerin bölgede sürdürülebilir bir iktisadi altyapı ve güvenliğin oluşturulmasına katkı vermesi beklenir. Ancak böyle bir girişimle göç sorununa kalıcı ve sürdürülebilir bir çözüm bulunur.

Sayın Cumhurbaşkanı’nın işaret ettiği 1 milyon Suriyeli göçmenin güvenle, gönüllü bir şekilde ve huzurla ülkelerine dönmesi sağlanır. Bu sorun artık bir bölge sorunu değil. Ancak küresel işbirliği ile çözülebilecek bir konu." (bkz. https://archive.md/wip/tkKmY)

Sınıf Politikası 


14 Ağustos 2017 Pazartesi

Sermaye medyası, Nuray Mert'giller ve TÜSİAD “demokrasi"si üzerine

Nuray Mert kimdir, ne iş yapar, hatırlayalım:

"Red Hack'in yayımladığı e-postaya göre [Arzuhan Doğan] Yalçındağ, Berat Albayrak'a gönderdiği mailde şunları ifade ediyor:

"Ahmet Hakan, Nuray Mert, Arzu (Arzuhan Yalçındağ) ve ben Bodrum’da 12/ağustos cuma akşamı sohbet. Nuray Mert Sayın CB mızın hayranı olmuş, ‘doğru konuşalım olmasaydı mahvolmuştuk’ der. Arzu sorar neden akademisyenler yurt dışında gazete ilanları vermiyorsunuz düşüncelerinizi anlatsanız çok hoş olur. Nuray cevaben çok doğru olur ben bir yoklayayım etrafı der.”

13 Haziran 2017 Salı

Patronları Gezi Direnişi sırasında en çok korkutan şey neydi?

1960'lı yıllardan beri Koç Holding'in toplu sözleşmelerde sendikalarla müzakerelerini yürüten, daha sonra bu alandaki "üstün başarıları" sayesinde önce MESS, sonra TİSK (Türkiye İşverenler Sendikası) Başkanlığına ve en son Dünya İşverenler Sendikası başkan yardımcısı konumuna terfi eden Tuğrul Kudatgobilik bu yıl içinde (2017) anılarını yayınladı. Burjuvazinin bu zeki ve deneyimli uşağı anılarında Gezi Direnişi sırasında patronların yaşadığı büyük bir korkuya da yer vermiş:

24 Nisan 2017 Pazartesi

"Devletin hızlanması" ve "şirket gibi yönetilmesi", peki ama kimin için?



Özellikle kritik önemdeki ekonomik ve siyasal konularda hükümetlerin kendi çıkarları doğrultusunda hiç vakit kaybetmeden karar alması tekelci sermayenin her zaman arzu ettiği bir şeydir. Lenin’in söylediği gibi "finans kapital [banka sermayesiyle bütünleşmiş sanayi sermayesi] özgürlük istemez, o her şeye egemen olmak ister." 

13 Nisan 2017 Perşembe

Erdoğan'ın özlediği "Disiplinli Hürriyet" ya da "Milli Şef"lik rejimi

Erdoğan'ın özlemini duyduğu, şimdiden önemli ölçüde fiilen hayata geçirmiş olduğu ve 16 Nisan referandumuyla legalize etmeyi amaçladığı rejim Türkiye tarihinin hiç de yabancısı olmadığı bir rejimdir. Bu faşizmin "Führer ilkesi"nden ilham alan "Milli Şeflik" rejimi olarak Kemalist tek parti diktatörlüğü döneminde Türkiye'de uygulanmış olan rejimin üzerine bol "İslam" sosu dökülmüş bir yeniden baskısından ibarettir.

2 Aralık 2016 Cuma

"Otoriterleşme" ya da "ileri faşizm"in sınıfsal temeli üzerine

Saray ve Hükümet cephesi, MHP'nin yıllardır savunduğu ama kendi hükümet ortaklığı döneminde bile tam olarak uygulatamadığı (bütün kapsamıyla uygulamaya cesaret edemedikleri) politikaları adım adım hayata geçiriyor. Kürdistan'da "taş üstünde taş bırakmama" kanlı kampanyasından sonra, Bahçeli hapishanelerdeki Öcalan'ın, PKK'lilerin ve devrimcilerin idamını istiyor, Erdoğan da "şimdilik" kaydıyla HDP yöneticilerinin ve vekillerin hapse atılmasını veriyor. MHP bugün tek başına hükümet olsa uygulamakta zorlanacağı uğursuz işleri, Saray ve Hükümet cephesi 1 Kasım bombalı seçimlerini, IŞİD saldırılarını ve 15 Temmuz "darbe girişimi" garabetini kullanarak geniş kitleler üzerinde kendi yarattığı terör ortamında fazla bir direnişle karşılaşmadan hayata geçiriyor.