9 Şubat 2023 Perşembe

Deprem yıkıntıları altında burjuva bilimi

Türkiye’de bilimin popülerleştirilmesinde çok faydalı işler yapan Evrim Ağacı’nın kurucularından genç ve parlak bilim insanı Çağrı Mert Bakırcı fay hatları üzerindeki şehirlerde binaların depreme dayanıklı yapılmadığı, imar barışı adı altında çürük binaların resmileştirildiği, deprem bölgesinde giriş katlarının kolonları kesilip işyerine çevrildiği gibi herkesin bildiği bazı olguları sıraladıktan ve bu koşullarda başka bir sonucun beklenemeyeceğini - haklı olarak - saptadıktan sonra, samimiyetinden kuşku duymadığımız bir öfkeyle şunları soruyor

“... Tam olarak ne kadar süre geçtikten sonra "Tamam, diğer hiçbir şey işe yaramıyor. Artık bilimi dinlemeye hazırız. Bunlar başımıza tekrar gelmesin diye ne gerekiyorsa yapacağız." lafını duyacağız?  Kaç kişinin daha ölmesi gerekiyor bunu duymamız için?

Bu isyanımı bastırmak için kendimi gerçekten zor tutuyorum artık. Yeter… Biz ne zaman akıllanacağız?”

"Biz" yani Türkiye nüfusunun çoğunluğu olan yoksullar "akılsız" değiliz, parasızız, imkanlarımız dar, hiçbir zengin (ayrıca aptal değilse) depreme dayanıksız bir evde yaşamaz, ailesini o evde yaşatmaz. Fakat yoksullar sokakta kalmamak için ucuz nereyi bulursa orada yaşamak zorundadır.

14 Ocak 2023 Cumartesi

Ücretler sorununda İMF’nin sağında bir “Komünist Parti”

Legal T”K”P şeflerinin en önde gelen ikisi, Bay Kemal Okuyan ve Bay Aydemir Güler, ücretlerle genel fiyatların ilişkisi sorununda öyle anlaşılıyor ki burjuva iktisatçılarının zokasını tamamen yutmuş durumdalar.

Bay Okuyan’a göre:

“Bugünkü ekonomik sistem sürdüğü sürece halka verilecek her şey halktan alınır. Dolayısıyla asgari ücreti 15 [bin] yaparsanız enflasyon yine halktan çıkar.” 

EYT örgütlenmesinin uzun yılların mücadelesinin sonucunu aldığı, benzer bir örgütlenmenin asgari ücretliler tarafından da tabandan kurulmasının asgari ücretliler arasında tartışıldığı bir dönemde, Aydemir Güler de benzer bir plak çalıyor:

“... Asgari ücretlilerin temsili Türk-İş’e kaldığına göre bu dev nüfus örgütsüz. Ama diyelim ki bir asgari ücretliler örgütü var; mücadele ediyor ve yine bir seçim sıkışmasında dönemin hükümetine geri adım attırıyor. Diyelim ücretin alım gücü korunuyor, üstüne üstlük milli gelir artışından da pay alınıyor.

Kazanım mı? Evet. Ama sınıfın yeniden bölünmesini sağlayacak argümanların neler olacağını şimdiden biliyoruz. Asgari ücretin artmasının enflasyonu körükleyeceği söylenecek. Fiyatlar patron kârı için artacak tabii ki. Ama ücret ve fiyat düzeylerinin birlikte hareket etmesi hiç de yalan olmayacak.”

Gerçekten de inanılmaz! "Komünist Parti" şeflerimiz milyonlarca örgütsüz asgari ücretliye boşuna EYT'lileri örnek alarak bir Asgari Ücretliler Örgütü kurmayın ve ücretlerinizi geçim düzeyine çıkarmak için mücadele etmeyin, çünkü bu hiçbir işe yaramaz diyorlar. Zira baylarımız öyle anlaşılıyor ki ücret artışlarının zorunlu olarak fiyat artışlarına yol açacağını ciddi ciddi inanıyorlar. Diğer bir deyişle Özgür Demirtaş, Selva Demiralp gibi TÜSİAD çizgisindeki ekonomistlerin “ekonomi biliminin zorunlu sonucu” olarak sundukları bu dogmayı hiç sorgulamadan benimseyip propaganda etmekle “komünist” olma iddiaları arasında hiçbir çelişki görmüyorlar. 

Halbuki Marksist klasikleri yeni okumaya başlayan lise çağında bir genç bile bu teorinin ne kadar temelsiz olduğunu, örneğin Marx’ın “Ücret, Fiyat, Kâr” adlı eserinde, ‘ücret artışı için verilen mücadelenin boşuna olduğunu, çünkü kapitalistlerin ücretler yükselince otomatik olarak fiyatları artıracağını’ savunan bir demagog olan Weston’ın bu “teorisini” nasıl ustaca çürüttüğünü bilebilir.  

Acaba kendilerine "komünist" diyen bu baylar Marx’ın ücretler, fiyatlar ve kârlar arasındaki ilişki konusunda yazdığı onca şeyi hiç okumamışlar mı, bu konudaki Marksist teoriden tamamen mi habersizler, yoksa okumuşlar ama unutmuşlar veya dikkate almaya değer mi görmüyorlar? Hangisinin daha kötü olduğunu söylemekte gerçekten zorlanıyoruz. 

Daha önceki bir yazımızda ele aldığımız bir İMF raporunu okuduğumuzda, bu raporu yazan burjuva iktisatçıların bile "ücret-enflasyon sarmalı" teorisine T”K”P yöneticileri kadar bağnazca iman etmediklerini görüyoruz.  

"Ücret-Fiyat Sarmalları: Tarihsel Kanıt Ne Diyor?" başlıklı bu İMF raporunda çok sayıda ülkede 1960 yılından 2022 yılına kadar geçen 62 yıllık bir dönem incelendikten sonra, ücret artışlarının enflasyonu tetiklediğine dair bir kanıt olmadığı sonucuna varılmaktadır. 

Bu rapor "ücret-enflasyon sarmalı” teorisine karşı burjuva ekonomik literatüründe yer alan tek yazı da değildir. 

Pek çok burjuva iktisatçısı bu “teori”nin günümüzde artık savunulamaz hale geldiğini görüyor. Örneğin bugünkü ABD Hazine Bakanı Janet Yellen, Ocak ayının sonunda yaptığı bir konuşmada “1970'ler ve 1980'lerin başlarından farklı olarak, mevcut yüksek enflasyon döneminin ücret-fiyat sarmalını tetiklemediğini” belirtme ihtiyacı duymuştur. Görüldüğü gibi ABD emperyalizminin bütçesini yöneten kişi bile "ücret-fiyat sarmalı teorisi”ne bizim T“K”P yöneticileri kadar dogmatik yaklaşmıyor. 

Üstüne üstlük, T“K”P şeflerimiz bu gerici teoriyi, TÜSİAD üyesi kapitalist tekellerin %500’lere varan kâr artışları elde ettiği, asgari ücret civarında çalışanların sayısının 10 milyonu bulduğu, zamlı asgari ücretin daha işçilerin eline geçmeden açlık sınırının altında kaldığı, 1 milyon 200 bin 892 çocuğun örgün eğitim dışına çıkarak çalışmaya başlamak zorunda kaldığı, düşük ücretlerin nüfusun kendini yenileme hızının altına kalmasına yol açtığı (yani göçmen nüfus girişi olmasa değil artmak, yerinde bile sayamadığı ve azalmaya başladığı), işçilerin ülkenin çeşitli bölgelerinde daha yüksek ücretler için mücadelelere başladığı bir ortamda savunuyorlar. İsmine biraz olsun layık olan bir Komünist Partinin yapacağı gibi, ücret artışı için başlayan kendiliğinden mücadelelerin daha yaygın ve daha örgütlü hale gelmesini teşvik edeceklerine, ücret artışları için örgütlenmenin ve mücadele etmenin beyhude olacağını kanıtlamaya çalışıyorlar.

Hiç şüphesiz, gerçek bir KP sadece ekonomik mücadelenin daha yaygın ve daha örgütlü hale gelmesini teşvik etmekle de yetinemez, bu mücadelelerin devrimcileştirilerek ücretli kölecilik düzeninin sadece sonuçlarına değil bizzat kendisine (yani kapitalizme) yöneltilmesini de gerçekleştirmeye çalışmak zorundadır ama tabii ki bunu ekonomik mücadelenin her koşulda başarısızlığa mahkum olduğunu söyleyen gerici burjuva teorilerini savunarak yapamaz. Tam tersine bu mücadelelere önderlik ederek ve yol göstererek yapabilir. 

Kemal Okuyan ve Aydemir Güler, böylesine kritik bir dönemde, böylesine yaşamsal önemi olan bir konuda Marksist politik ekonominin abc'sini unutmakla kalmamış, burjuva ekonomistleri arasında bile tartışma yaratan bir konuda tereddütsüz bir biçimde ücret artışı için mücadele etmenin tamamen anlamsız olduğunu söyleyen en dar kafalıların tezlerini tekrar etmeyi tercih etmişlerdir. 

Bir başka deyişle, ekonomik mücadele konusunda İMF’den bile daha sağcı ve daha darkafalı olmayı başaran bir “komünist parti"miz var. Böyle bir acayiplik de olsa olsa bizde olurdu emekten kendimizi alamıyoruz. 

İşçi Sınıfının Kurtuluşu

15 Kasım 2022 Salı

TİP'in eğik düzlemi

Çok laisist ama çok da reel politiker Bay Erkan Baş burjuva ortaklarıyla iftar açarken...

- HDP'den transfer TİP milletvekili Ahmet Şık sağ partileri bile sollayarak Kemal Kılıçdaroğlu'nun Aleviliğini gündeme getirdi ve "Kemal Kılıçdaroğlu'nun Alevi olmasının Türkiye toplumu ve siyaseti için -bizler için değil elbette- bir mesele olduğunu kavrayarak hareket etmesi gerekiyor" dedi. Alevi toplumu doğal olarak buna tepki gösterdi ama Şık özeleştiri yapacağına eleştirenleri suçlamayı tercih etti. Diğer TİP'liler de bunu savundu, Türkiye'nin "sosyolojik gerçekliği bu Ahmet Şık sadece olguyu dile getirmiş, bunu eleştirenler Türkiye gerçeklerinden habersiz" vb. dediler.

- CHP'den transfer TİP milletvekilli Sera Kadıgil “Sayın Akşener ile de, partisiyle de taban tabana zıttız. Ancak ataerkilin iliklerine kadar işlediği ülkücü camiada bir kadın lider olarak sivrilmesi ve kadın konularında hiç geri basmaması bence kıymetli.” diyerek "ülkücü camia"yı eleştirir görünüp, kontrgerilla ablası kimliğiyle tanınan Meral Akşener'i övdü. TİP'liler bunu da savundu, "ne var bunda, doğru söylüyor" dediler. 

25 Ekim 2022 Salı

"Halk" kitlelerinin düşünme biçimi hakkında Gramsci'den ne öğrenebiliriz ve öğrenmeliyiz?

İtalya Komünist Partisi'nin tarihsel liderlerinden büyük Marksist düşünür Antonio Gramsci, halk düşüncesinin çelişkili yapısı ve en ileri dünya görüşü olarak Marksizmin bununla ilişkisi konusunda gerçekten de derin düşünceler ortaya koymuştur: 

"... Felsefenin pek güç bir şey olduğu yolunda çok yaygın bir önyargı vardır. Bu kanı, felsefenin yalnız belirli bir uzman bilginler kümesine ya da filozofluğu meslek edinmiş veya bir felsefe sistemi kurmuş olan kişilere özgü bir zihin çalışması sanılmasından ileri gelmektedir. Bu görüşü yıkmak gerekir. İşe bütün insanların "filozof" olduğunu ispatlamakla başlamalı. Yalnız bunu yaparken bu herkese özgü "kendiliğinden (spontane) felsefe"nin sınırlarını ve niteliklerini tanımlamalıyız: Herkese özgü dediğimiz felsefeye şuralarda rastlanır: 1 . gramer bakımından birtakım içeriksiz kelimelerin değil, fakat kavramların (concepts) ve önbilgilerin (notions) bütünü olan dilde; 2. kamusal düşünüş* ve sağduyuda; 3 . Halkın dinsel inançlarında ve bunun gibi "folklor" adı altında toplanan bütün inanış sisteminde. Boşinancın düşünüş, görüş, davranış sisteminde. 

"Halk"ın gericiliği ve ilericiliği meselesi üzerine notlar

"... Fakat Marksizmin klasikleri şunu da asla unutmamış ve ortaya koymuşlardır ki kapitalizmde geniş halk kitleleri sistematik olarak sömürülür, cahilleştirilir, aptallaştırılır, korkutulur ve "demokrasi" adı altında önüne birkaç yılda bir hepsi küçük bir zengin azınlığa hizmet etmeyi amaçlayan ve onlar tarafından muazzam paralarla finanse edilen partiler koyulur ve bunlar arasında seçim yapmaları istenir. Bu seçimler halk yığınlarının gerçek özlem ve çıkarlarını temsil etmez tam tersine onları kendi sınıfsal çıkarları yerine gerici önyargıları ve darkafalı, küçük-burjuva korkuları temelinde kutuplaştırıp mülk sahibi sınıfların iktidarını şu ya da bu yoldan sürdürmeyi amaçlarlar."

19 Ekim 2022 Çarşamba

12 Eylül'den önce devrimcilerle işçiler nasıl kaynaştı? (Kamer Teyhani Kitabı'ndan parça)

KİTAP DÜNYASINDAN

Şehriban Teyhani'nin hazırladığı Ateşi Çalan Yolcular - 1: Kamer Teyhani Kitabı'ndan aldığımız aşağıdaki röportaj 12 Eylül'den önce devrimcilerle (özel olarak Devrimci Yol hareketiyle) işçilerin nasıl kaynaştıkları; komite ve konsey örgütlenmeleri; DİSK yönetiminin bürokratizmine karşı işçilerin tepkisi ve mücadelesi; 12 Eylül faşizmi altında işçilerin dayanışmadaki ustalıkları vb. konular hakkında bazı önemli bilgiler içermektedir. 

(Önemli not: Yalnızca bu bölümü okumak bazılarının yaptığı gibi Devrimci Yol hareketinin idealize edilmesine yol açabilir. Devrimci Yol hareketinin yöneticilerinin işçileri ve işçiler arasında çalışma yürüten kendi militanlarını nasıl yüzüstü bıraktığını öğrenmek için aynı kitaptan Kamil Kartal ile yapılan röportajın okunması gerekir. Onu da bilahare paylaşacağız.) - İSK.


15 Ekim 2022 Cumartesi

"DİP"in kapitalizm altında "işçi denetiminde kamulaştırma" hayalleri

 "Devrimci İşçi Partisi"nin (siz sosyal-demokrat-troçkist küçük-burjuva partisi okuyun) yayın organı Gerçek Gazetesi; TİP, TKP, ÖDP, EMEP vb. diğer lafta "sosyalist" ve "komünist" özde sosyal-demokrat partilerin yayın organları gibi Bartın'daki işçi katliamını kapitalistlerin iktidarı altında devletçiliğin propagandası için bir fırsat olarak görmüş ve şunları yazmış

"Kaybettiğimiz işçilerin ailelerine, tüm maden işçilerine ve emekçi halkımıza başsağlığı diliyoruz. Ölümlere çözüm işçi denetiminde kamulaştırmadır. Madenler, madenlere ömrünü veren işçilerin denetiminde olmalı!"
"DİP" şefleri lafa gelince "Leninist" geçinmekten de asla geri durmazlar. Fakat bu lafta Leninist özde troçkist baylar ve bayanlar, Lenin'in bu konuda söylediklerini ya hiç okumamışlar ya da okudularsa hiç anlamamışlardır. Lenin sosyalist bir devrim başlamadan "kamulaştırma" şiarını atarak asgari programla azami programı karıştıran Hollandalılar ve Radek'le dalga geçmiştir: